Vajinismusun Nedenleri: Psikodinamik Yaklaşım

Vajinismus nedeni bazen ortada görülen somut bir durum değildir. Bilinçdışında, farkında olmadığımız alandan bir çok psişik etken vajinismusun ortaya çıkmasında ve sürmesinde etkili olabilir. Vajinismuslu kadınların büyük bir kısmı bilinçli yada bilinçdışı eşlerine karşı kızgınlık ve onlar hakkında karşıt duygulara sahiptirler. Bu duygulara sahip kadınlar farkında olmadan (bilinçdışı) cinsel birleşmeye izin vermeyerek eşlerini mutsuz ederek bir tatmin mekanizması geliştirmiş olabilirler.

Vajinismus bir kaçınma ve erteleme hastalığıdır ve bu durum kapanma, kendini koruma, uzak durma, barikat kurma ve sınır koymak ile ilgili savunma ihtiyaçlarının bir ifadesi olabilir. Bilinçdışı olarak, bütünlüğü ve bağımsızlığı koruma, devam et­tirme isteğini gösteren vajinismus; korkulan ve kafada yaratılan acıya, beklenen şiddete ve sınır ihlallerine karşı kadını korur. Çoğu vakada şiddet algısı, geçmişte yaşanmış gerçek bir şiddet öyküsü­nün veya bir saldırganın (babanın) temsilcisi olan eşe yönelik pasif öfkeye bağlı olabilir. Eşlerde kendi geçmişleriyle ilgili sebepler nedeniyle psikodinamik bir savunma mekanizması olan yansıtmalı özdeşimin içine girer ve kendi cinselliklerini saldırgan bulabilirler. Yani vajinismus daha çok vücudun içine ve dolayısıyla benliğin sınırla­rına girilmesine karşı bir savunma olarak ortaya çıkmaktadır. Bilinçdışı olan bu savunma, saldırgan ve tehditkar olarak algılanan erkeğin vücu­duyla birleşmeyi reddetmektir. Erkeğin saldırgan olarak algılanışına ek olarak cinselliğin ayıp, yasak, günah, kirli ve kötü bir şey olarak algılanması da birleşmeye karşı bir direnç gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Cinsel ilişkiyi şiddet veya acı verecek bir giriş olarak gören vajinismuslu kadınlar; bilinçsizce şiddete karşı önlem almak istemektedirler. Çünkü Cinsel Tıp Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalara göre; vajinismus hastalarının çoğu ya gerçekten fiziksel şiddete maruz kalmış ya da şahit olmuş kimselerdir. Ayrıca ahlaki ve cinsel olarak baskı uygulayan, ayartıcı, baştan çıkarıcı babalarının olduğu görülmüştür. Ancak başka dinamik nedenler de söz konusudur

O’ Sullivan ise; vajinismuslu kadınların çoğunun tehditkar ve saldırgan babayla büyüdüğünü ileri sürmüştür. Bu kadınlar babalarının veya ağabeylerinin beklenmedik biçimde odalarına girmesinden korkarlar. Kilide izin verilmediği için kapıya barikat kurarlar. Ba­balarını canları istediği zaman zorla içeriye girmeye hakları olduğunu düşünen biri olarak algılarlar. Korku ve tehdit altındaki kadın bilinçdışı olarak vajinismus ile, erkeği uzak­ta tutmayı, bedeninin kontrolünü elinde bulundurmayı ve kendiliğinin bütünlüğü­nü devam ettirmeyi sağlamış olur. Dolayısıyla cinsel ilişkiyi ret etmek, barikatın sembolik bir ifadesidir.

Bazı araştırmacılara göre; saldırgan otoriter ve baskıcı olan babalarının tersi özellikleri olan eş seçme eğiliminde olan vajinismuslu kadınlar; çocukluk ve gençlik yıllarında, ailelerinin iyi kızları olarak uyum göstermiş kişilerdir. Yani kızgınlıklarını dışarı vuramayan, kurallara uyan, sürekli bir kabul ihtiyacı içinde olan kadınlardır. Bu kadınların babalarının zıt karakterinde bir eş seçmeleri babalarıyla olan içselleştirilmiş nesne ilişkilerine dayanır. Tehditkâr ve baskıcı olarak al­gılanan kocaya yansıtılan saldırının nedeni de gene bilinçdışı olarak içeri alınmış baba imgesidir. Vajinismus hastalarının kocaları ise; pasif, bağımlı, aşırı korumacı, dikkatli ve kendi saldırgan cinselliklerinden korkan kişilerdir. Güvenli, nazik ve saygı­lı erkeklerdir. Bunlar iyi çocuklardır. Bazılarında “seks fahişeler içindir, bir eş ise saf, tatlı ve masumdur” inancının esas olduğu, Madonna/Fahişe Sendromu vardır. Kendi cinselliği konusunda daha güvenli ve daha saldırgan erkekleri seçen kadınlar nadiren vajinismus hastası olurlar.

Çocuksu, kendi başına karar almakta zorlanan ve dışarıya karşı kaygılı olan vajinismuslu kadınlar; psikanalitik teoriye göre; birincil annelik ile aşırı özdeşim sonucu sanki bir yer değiştirmeyle cinsel ilişkiden kaçınmaktadır. Sanki anne karnına dönme, doğmama arzusu dile gelmektedir. Zaten vajinal kasılma ile doğumda içeri giren çocuğun çıkışı da engellenmektedir. Kız çocuğun bu ayrılma güçlüğü ve kaygısı belki bir adım ileri atıldığında J. Cournut’un dediği gibi kendi ailevi bedeninden ayrılma şeklinde de görülebilir. Evlilik bu ailevi bedenden ayrılmak anlamına gelebilir ve bu noktada ilk cinsel ilişkinin vajinal kaslarla engellenmesi bu evliliğin tamamlanmamasını sağlar ve belki bu kaygıya bir cevaptır. Birçok hastamız evlilikle anne-babasını kaybetmekte olduğunu ilişkilendirdiğine dair cümleler söylerler. Bu nedenle vajinismuslu kadınlar kadınlığın oluşmasının tezahürü olan cinsel birleşmeye izin vermemektedir. Erkeği korkutucu, saldırgan, tehlikeli olarak tariflemekte ve görmektedir. Kızlıktan (çocukluktan) kadınlığa geçişte direnmektedirler ve kendilerinde kaygı uyandırmayan, ayırıcı olmayan yani anne-çocuk ilişkisini tehdit etmeyen pasif erkekleri tercih etmektedirler. Ayrıca kendi cinsel organlarını bilmeme, bakmama, dokunmama, kadınsı giyim kuşam, makyaj, davranış yerine a seksüel tutum, cinsel birliktelikte haz alma arzusundan öte çocuk sahibi olma arzusu ve vajina yokmuş gibi kasarak kapatma davranışları sık görülür.

Vajinismusta kuşaklar arası aktarıma dikkat çekmek önemlidir. Çünkü kadınlık özdeşimlerini iyi yaşayamamış bu kadınlar kendilerine benzer annelerin kızlarıdır. Bu kızların anneleri de hem eksikliği taşıyabilecek güçten yoksun dolayısıyla doğurma/ayrılma güçlüğü olan, hem de kadınsı gelişimde güçlük yaşayan kadınlardır. Bu şekilde benzer psişik özellikler gösteren anne-kızlar eş seçimini de buna göre yapmakta ve kuşaklar arası geçiş oluşmaktadır. Bu kadınlar kendilerinde kaygı uyandırmayan, ayırıcı olmayan yani anne-çocuk ilişkisini tehdit etmeyen, pasif erkekleri tercih etmektedirler. Babaları nasıl anneleri tarafından seçilmişse benzer süreçler bu kadınların eş seçiminde de işler ve duruma uygun eşler seçilir. Evliliklerin uyumunun normalden iyi olmasını bu karşılıklılık açıklar. Sanki seçilen eşlerde ayırıcı/aktif işlevi üstlenemeyen kendi annelerinden bağımsızlaşamamış, etkinliği sınırlı iyi çocuklardır. Bunlar cinsel birleşme ile küçük penislerinin annenleri tarafından yutulacağı gibi kaygı duymaktadırlar ve hızlıca boşalmakta ya da ereksiyonu yitirmektedirler. Bu tutucu anneye karşı olan öfkeleri ise pasif şekilde ortaya çıkmaktadır. K. Horney’e göre; annenin üstlendiği eğitici ve yasaklayıcı işlevler, erkek çocuğun üzerinde egemenlik kurmasına ve ket vurmasına yol açmıştır, erkek çocuk annesinin içine girmek ister ama onun karşısında kendini küçük ve güçsüz hissetmekte, onun içine giremeyecek gibi hissetmekle aşağılanır, böylece narsisizmi derin biçimde yaralanmış olur, bunun sonucunda derin aşağılık duygularına kapılmak yanında, öç almaya yönelik şiddetli saldırgan arzulara da kapılır, ki bu arzular anneye ve vajinasına yansıtılır. Bu nedenle vajinismuslu kadınların eşleri genellikle annelerine bağımlıdır, anneleriyle birlikte yaşarlar, pasiftirler, erken boşalma, ereksiyonun hızlıca kaybı gibi cinsel işlev bozuklukları vardır ve “iyileşirse benim karşımda ezikliği kaybolur” düşüncesine sahiptirler.

Dinamik psikoterapide; hastanın gittikçe bireyselleşmesini, isteklerini sadece talep etmek yerine yapar hale gelmesini, karar almakta bağımsızlaşmasını, eşiyle daha çok konuşmaya başlamasını, aileleri yerine kendi evine yönelmesini, kadınsı işlevlere ağırlık verilmesini, cinselliğin sadece çocuk üzerinden değil haz-dokunma temeline oturtulmasını amaçlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.